13 Mart 2014 Perşembe

İstanbul'un En Güzel Semti Neresi?

İstanbul’un Huzur Merkezi: Kireçburnu


   İstanbul deyince bir çok insanın yanına yakıştırdığı ilk sıfat ‘kalabalık’ olsa gerek. Yaklaşık 14 milyon insanın yaşadığı bir metropolde bundan daha doğal bir şey de beklenemez belki. İstanbul kalabalık sıfatını aldıktan sonra biraz boynu bükülüyor, biraz hüzünleniyor çoğu zaman bu tatsızlıklar İstanbul’u çekilmez bir kadın gibi stresli yapıyor. İstanbul, ona kalabalık demeyi hoş gören insanlar için adeta bir stres merkezi, şehir karmaşası, hayat pahalılığı hatta mutsuzluk haline geliyor. Oysa ki İstanbul’un bir ‘Huzur Merkezi’ var. Bu huzur memleketini birlikte gezelim derim ben.
       Kireçburnu’na ulaşmak için en çok tercih edilen iki güzergâh var İstanbul’da. Sahilden gidebilmek için Beşiktaş en uygun semt sanırım. Mükemmel yalılarla sanki bir ressamın elinden çıkmış gibi süslenmiş sahil yolu, her ne kadar uzun olsa da, çok keyifli geliyor insana. Diğer  güzergah ise Maslak yolunu takip ederek Sarıyer yönünde ilerleyip Kireçburnu’na ulaşabileceğiniz ve sahil yoluna göre daha kısa olan yol. Fakat ikinci güzergahı tercih ettiğinizde kendinizi bir sanat eserinin içinde hissedemeyeceksiniz. Aslında gittiğiniz yer Kireçburnu olunca yolculuk kısmı önemini yitiriyor. Sahil yolunu tercih ettiyseniz geçtiğiniz semtler size Kireçburnu’nun sırrını fısıldıyor aslında.  Kireçburnu’na birkaç koy kadar mesafe kaldığında Tarabya’yı görüyorsunuz. Önce otobüs duraklarında karşılıyor “Tarabya” yazısı sizi, ardından ‘Büyük Tarabya Oteli’ bütün ihtişamıyla “Hoş geldiniz” diyor. Büyük Tarabya Oteli’nin tarihine ufak bir göz attığımda bu otelin 1909 yılında açıldığını öğreniyorum. Ermeni bir ailenin İstanbul’a göç edip Kapalıçarşı’da açtıkları pilav lokantasının iyi iş yapmasıyla kazandıkları parayı değerlendirdikleri yatırım olan Tarabya Oteli yerleşik bir İstanbullu aslında. Bir kaç defa  el değiştirmesine ve tamamen yanıp kül olmasına rağmen yerinden hiç vazgeçmeyen ve İstanbul’dan hiç şikayet etmeyen bir İstanbullu hem de. Yeniden inşaa edilerek 2012 yılının Mayıs ayında yeniden doğdu sanki bu otel. Yeşilçam dizilerinin en gözde mekanı olan bu otel adını terapi anlamına gelen ‘Therapia’ kelimesinden almış.
          Yolumuzun üzerindeki çok eski İsanbullu’yu selamladıktan sonra rotamızı çevirmeden Kireçburnu istikametinde devam ediyoruz. Kireçburnu’na ulaştığımızda sahil boyunca uzanan yürüyüş yolunun biraz daha genişlediğini fark ediyoruz. Burayı görünce neden  “Huzur merkezi” dediğimi daha iyi göreceksiniz. Kireçburnu İstanbul’un merkezinde bir tatil yeri sanki. Bir banka oturuyorum, Öyle itina ile seçtim ki bu bankın yerini buradan boğazı izlemek ayrı bir keyif sanki. Dayanamayıp fotoğraf çekmeye başlıyorum. Sizin için de bir tanesini seçip sizinle paylaşayım diye geçiyor aklımdan. Tam karşıma baktığımda gördüğüm kare bana ayrı bir haz veriyor. Avrupa Kıtası’nı ve Asya Kıtası’nı görüyorum.Sanki severek ayrılmış sevgililer gibiler. Aslında öyle güzel tamamlıyorlar ki birbirlerini. Aralarına Marmara Denizi giriyor sonra, diyor ki “Karadeniz ile aramda engel sizsiniz, siz ayrılın ben kavuşayım sevdiğime!”. Açık denizin gücüne karşı koyamayınca aralarına mesafe koyuyor bu iki kıta. Biraz masal tadında oldu ama Bu banka oturduğunuzda görebilirsiniz ancak ikisinin bakışmasını, birbirlerini her an nasıl dikkatle izlediklerini. Bunları düşünürken birden rüzgardan ürperdiğimi hissediyorum. İstanbul’da Kilyos kadar olmasa da rüzgarın meşhur olduğu yerlerden biridir Kireçburnu, belki bu yüzden yaz aylarında insanların kaçıp sığındıkları sahil oluveriyor.


       Sadece yürüyüş için tercih edilen bir yer değil Kireçburnu. Çok sayıda sahil balıkçısı mevcut, birçoğu da İstanbul’da en iyiler arasında yer alan restoranlar. Sera, Bay Balıkçı, Set, Ali Baba, Kulüp Boğaziçi, Pescatore ve Bizim isimli mekanlarda her mevsim istenilen ve arzu edilen balıkları yemek imkânı var. Zaten günün hangi saati olursa olsun Kireçburnu’na yolunuz düştüyse koydaki balık tekneleri gözünüzden kaçmayacaktır. Eğer hava da biraz rüzgarlıysa, Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla boğuşmak riskli olacağı ve balıklar diplere doğru kaçacağı için, balıkçılar daha sakin ve Karadeniz’e nispeten daha az rüzgarlı olan koyları tercih ederler. Bu yüzden bu koyda rüzgarlı havada 25-30 taneye kadar balıkçı teknesi görmek mümkün. Dolayısıyla bu restoranlarda balıklar günlük, hatta saatlik bile denebilir belki. Balıkçılar için Kireçburnu Limanı yaklaşık 3 yıl önce yapılmış. Liman yat limanı değil, balıkçı limanı olarak kullanılıyormuş ve Liman Su Ürünleri Kooperatifinin kullanımında imiş. Balık restoranları dışında Kireçburnu’nda tadına bakmanız gereken bir diğer tat için ise “Kireçburnu Börekçisi” ne uğramalısınız. Bir çok ünlü sanatçının da tercih ettiği bu börekçi güzel bir hafta sonu kahvaltısı için en iyi adreslerden biri. Bu fırının tarihini küçük bir alıntıyla anlatmak isterim zira ben anlatılanları aklımda tutmakta zorlandım. Öyle dolu ve karma bir tarihi var ki bu fırının, lezzetinin en önemli sırrı da o sanırım.
     “Serüven Fırtına Deresinin Çamlıhemşin İlçesinde şirin Zilkale (eski adı Koluna) köyünden başlar. Dünyanın tabiatıyla en zengin yerlerinden biri olan bölgemizin en önemli sorunu olan işsizlik ve geçim sıkıntısı gurbetçiliği zorunlu kılmıştır. Dedelerimiz o dönemde yıllarca açlık dünyasında fırıncılık mesleğini idame ettirmişler, yıllarca fırınlarda çalışıp köylerine para getirmişlerdir. Dede Yusuf Bostancıdan öğrendikleri mesleklerini Çamlıhemşinin Pazar ilçesinde ve Ordu’da uzun yıllar devam ettiren Şevki ve Şemi Bostancı kardeşler için İstanbul'la kucaklaşma uzun çabalar zorlu bir süreç sonucunda gerçekleşmiştir. Hemşeri ve köylüsü olan Bilal Pişkin’e ait Anadolu Hisarı Göksu deresi kenarındaki fırında uzun yıllar hamurlar pişirici ve tezgahtar olarak çalışmışlardır. Ekmeğin karneyle satıldığı o yıllarda işsizlik ve yokluk korkulu bir rüya gibiydi. Anadolu Hisarı, İstinye ve Emirgandaki fırınlarda uzun yıllar hem imalat hemde idareci olarak çalışmışlar. Artık kendi işlerini kurma zamanı geldiğinde ilk deneyimlerinide Yeniköy’de gerçekleştirmişlerdi. İki yıl süren bu deneyim talihsiz bir istimlak kararıyla son buldu. Kısa bir ara verildi ve 1957 yılında KİREÇBURNU FIRINI zorluklarla faaliyete başladı. Az miktarlarda yapılan odun ateşiyle kara fırında pişirilen sandowiç, pide, poğaça ve börekler kısa zamanda tüm İstanbul’un ağız tadı,damak zevki oldu.” Bu küçük tarih notuyla Kireçburnu’nun gizemli bir sırrını daha keşfetmiş oluyoruz.
      Kireçburnu Sahili’nde büyük bir park görüyorum ve bu mahallede yaşayan çocukların ne kadar şanslı olduğunu düşünüyorum. Bence Kireçburnu’nun çocukları da burada yaşayan ya da çalışan yetişkinler kadar şanslı. Kim istemez ki daha minicik bir çocukken sallandığı salıncağın ona Karadeniz’in sonsuzluğunu öğrettiğini hatırlamayı. Salıncak ve oyun parkının yanında bir de uluslararası önem taşıyan bir park var bu sahilde. Haydar Aliyev Parkı 2005 yılında Nadir Nadi Parkı’nın adı değiştirilerek uluslararası bir boyut kazanmış bir anıttır. Azerbeycan ile Türkiye’nin dostluk ilişkisini güçlendirmesinin dışında temsil ettiği “Baku-Ceyhan Boru Hattı”  ile de iki ülke arasındaki ilişkileri kuvvetlendirme görevi görür.


    Kireçburnu’nun bir başka özelliği ise son zamanlarda biraz fazla popüler olmasıymış. Sakin yaşamı, doğal güzellikleri ve kendine özgü olgularıyla Kireçburnu son yıllarda dizi ve film çekimleri için oldukça uygun ve çokça bulunan bir mahalle olmuş. Hatta 3 sezondur yayın hayatına devam eden ve TRT1’in en önemli dizilerinden biri olan “Leyla ile Mecnun” Türkiye’de hatırı sayılır bir üne ulaşmış durumda. Artık “Kireçburnu çocuğuyuz biz.” Repliği hafızalara kazınmış gibi. Kim bilir belki de bu dizide parayı hiç önemsemeyen ve sadece dostları için yaşayan İsmail Abi çocukken bu sahildeki salıncakta sallanmıştır. Belki öyle temiz ve karşılıksız duygular beslemeyi bu salıncağın ona öğrettiği Karadeniz’den görmüştür. Belki İsmail Abi’nin huzurunun sebebi bizim huzur merkezimiz Kireçburnu’dur.
    İstanbul’da yaşayan herkesin en az bir defa, tavsiye olarak hafta sonlarında ziyaret etmesi gereken bir sahil Kireçburnu. Temiz havası, yürüyüş yolu,tarihi börekçisi, uluslararası öneme sahip parkı ve ünlü restoranlarıyla Kireçburnu size harika birgün yaşatabilir ve siz bugünün sonunda tamamen dinlenmiş hissedebilirsiniz. Çünkü Kireçburnu huzurdur.

KONUK YAZAR : Mine Melis Öztürk
İstanbul Bilgi Üniversitesi 
İşletme Enformatiği Bölümü

3 yorum:

  1. Ben küçükken akrabalarım şehir dışından geldikleri zaman bizlerle birlikte gezerlerdi. İlk kez görürdüm çoğu semti / mekanı. Şunu iyi biliyorum ki doğma büyüme İstanbul'lu biri olarak biz gezmiyoruz, yaşamıyoruz İstanbul'u. Dışarıdan gelenler daha çok gezip öğreniyorlar. Halbuki ne güzel yerleri var canım memleketimin. Birazcık işten güçten kafayı kaldırmak kendine zaman ayırmak gerekiyor belki. Bu bilgi dolu güzel yazı için teşekkürler, kalemine sağlık canım. :) Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana sonuna kadar katılıyorum, arkadaşım.Melis benim Altınoluk'dan arkadaşımdır.Kendisi okul için İstanbul'a geldi, ve bizden çok geziyor, bizden çok kıymetini biliyor, İstanbul'un.Aslında sürekli dışarı çıkıyoruz ya da geziyoruzdur.Ama hep aynı yerlere gidip aynı cafelerde vaktimizi harcıyoruz.Halbuki her semti ayrı bir tat, İstanbul'un....

      Sil
  2. Great post!!
    If you want, we can follow each other. Kisses
    http://fashionsecrets-oksana.blogspot.com

    YanıtlaSil